Çocuklarınıza GÜZELLİKTE,İYİLİKTE ve HAYIRLI İŞLERDE örnek olun!!...
Kötülükte,Şerde ve Hayırsız işlerdeDEĞİL!!!
15 Nis 2016
Sadakam Olsun
Verecek hiçbir şeyim yok diye üzülme!!
Gülmeyi de mi bilmiyorsun??
Ne demişti Peygamber (sav)
"TEBESSÜM SADAKADIR!!!"
Gülmeyi de mi bilmiyorsun??
Ne demişti Peygamber (sav)
"TEBESSÜM SADAKADIR!!!"
14 Nis 2016
Cuma Duası
Cuma Duası
Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver.
Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver.
Melekler
duasıyla, Ya vedüdüm, entel maksudum, Kulhüvellahü
ehad, bin bir kere ya samed,
cennet kapılarını aç, benim günahımdan geç.
Benim
günahım varsada senin gibi halikim var. Muhammed Aleyhisselam
dostum var.
İlahi
kabre vardıðım gece lütfeyle, yalnız kaldıðım gece
bilmediğimi
bildir. Kabrimi
nur ile doldur. Kevser şarabına daldır, ulu cemalini göster.
Gece
gündüz yalvarırım sana dünya ve ahiret muradımı ver bana.
Rabbim
Allah, fikrim zikrullah, kalbimin nuru Resullullah, evvelim Allah,
ahirim
Allah, La ilahe illallah Muhammedün Resullullah.
Cuma
gibi günümüz var. İslam gibi dinimiz var. Muhammed gibi
şahımız var. Allah
dedim, dostum dedim, 99 ismine mühür vurdum,
üstüne.
Sırrım
sübhanım Allah, derdim dermanım Allah, gafil kuluna gam
düşmüş, yetiş
imdadımıza ya Muhammed.
Kulhüvellahü
ehad, bin bir kere ya samed, ya Allah, ya Muhammed umarız senden şefaat.
Lailahe
illallahtır özüm, Muhammed Mustafadır sözüm,
ihlas-ı şerif ile yıkadım yüzüm.
Ayetele kürsü için sen kabul eyle sözüm.
Bugün
Cuma günüdür. Dinim İslam dinidir. Dinimin İslam dini
olduğuna, yetmiş binin
nısfına, mühürledim üstüne.
Lailahe
illallah üç muradım var, biri cennet, bir ırmak diyarını
görmek. Aç cemalini
göster diyarını.
Ya
Resullullah! Aman yarabbi ya rabbena her halimiz malumdur sana, gece
gündüz
yalvarırım sana. Her zaman sana muhtacım, cemalini göster bana.
Cennetine
davet et Allahım kabrimizde rahatlık, sıratta selamet, tatlı canımız
sana
emanet, son nefesimizde selametler ihsan eyle.
Kabir
suallerimiz ahsan eyle, cennetinle cemalini cümleyle beraber bana
da nasip
eyle.
Lailahe
illallah selalar duası için, Muhammedün Resullullah arşı
ala gölgesi için
hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara edalar ihsan eyle Ya
Rabbim.
Elif
Allah, Nur Muhammed tez selamet.
Ya
Celil, etme zelil, gönder delil. İlahi Yarabbi hacetimi rahmet
deryasını ulaştır,
duaya açılan elleri icabete eriştir.
Allahım
senden başka kimsemiz yoktur. Lailahe illallah arşı alaya
Muhammedün
Resullullah şükür Mevlaya.
Yarabbi
yarabbena her halim malumdur sana, cenneti alada cemalini göster
bana.
Lailahe
illallah günahlarımız af eyle, Muhammedün Resullullah
makamımı nur eyle.
İlahi
Yarabbi son nefesimde kendime malik olmadığım zaman bu duamı sana
emanet
ederim.
Selatü
selaya yolladım Mevlaya, sen cümlemizin muradını ver gelecek
Cuma’ya.
Lailahe
illallah ve cellehü edası ile, Rabbim muradımızı ver melekler
duası ile.
Lailahe
illallah kalbimizi karartma, rızkımızı azaltma, kabrimizi, daraltma,
senden
başka kapı aratma, muhannete muhtaç etme.
Lailahe
illallah imanla sabır, Muhammedün Resullullah azapsız kabir.
Allahım
beni af eyle, her derdimi def eyle,
rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle, sual meleklerinin cevabını
muktedir
eyle.
Evvelim
Allah, ahirim Allah, kalbimde beytullah Lailahe illallah
Muhammedün Resullullah. “Eşhedü
en
lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abduhû ve rasûlühü” diyerek
çene kapatmak
nasip eyle Yarabbi.
Allahım
şeytanın şerrinden, kabirdeki yılanlardan, çıyanlardan,
ölümün dehşetinden, kabirin azabından, sıratın
zulmetinden muhafaza eyle
Allahım.
Ölümün
hayırlısını, üç ayların birisini, Yasinin yarısını okurken
ölmeyi nasip eyle Yarabbi.
Amin.
13 Nis 2016
Anne Şefkati
"Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir."
"Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder."
"Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder."
Kalblerimizi Sapıklığa Meylettirme
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, duâ edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin.
[Al-i İmrân Sûresi: 8.]
Çiçeklerden Yaratıcıya
Evet, herbir nebat, herbir ağaç pekçok lisân ile Sâni'lerini öyle
gösteriyorlar ki, ehl-i dikkati hayretlerde bırakır ve bakanlara
"Sübhânallah! Ne kadar güzel şehâdet ediyor" dedirtirler.
Evet, herbir nebatın çiçek açması zamanında ve sümbül vermesi ânında tebessümkârâne mânevî tekellümleri hengâmındaki tesbihleri, kendileri gibi güzel ve zâhirdir.
Çünkü, herbir çiçeğin güzel ağzı ile ve muntazam sümbülün lisâniyle ve mevzun tohumların ve muntazam habbelerin kelimâtıyla hikmeti gösteren o nizam, bilmüşâhede, ilmi gösteren bir mîzan içindedir.
Evet, herbir nebatın çiçek açması zamanında ve sümbül vermesi ânında tebessümkârâne mânevî tekellümleri hengâmındaki tesbihleri, kendileri gibi güzel ve zâhirdir.
Çünkü, herbir çiçeğin güzel ağzı ile ve muntazam sümbülün lisâniyle ve mevzun tohumların ve muntazam habbelerin kelimâtıyla hikmeti gösteren o nizam, bilmüşâhede, ilmi gösteren bir mîzan içindedir.
Ve o mîzan ise, maharet-i san'atı gösteren bir nakş-ı san'at içindedir.
Ve o nakş-ı san'at, lûtuf ve keremi gösteren bir zînet içindedir.
Ve o zînet dahi, rahmet ve ihsanı gösteren latîf kokular içindedir. Ve birbiri içinde bulunan şu mânidar keyfiyetler, öyle bir lisân-ı şehâdettir ki, hem Sâni-i Zülcemâlini esmâsıyla tarif eder, hem evsafıyla tavsif eder, hem cilve-i esmâsını tefsir eder, hem teveddüd ve taarrüfünü, yani sevdirilmesini ve tanıttırılmasını ifade eder.
İşte, birtek çiçekten böyle bir şehâdet işitsen; acaba zemin yüzündeki Rabbânî bağlarda umum çiçekleri dinleyebilsen, ne derece yüksek bir kuvvetle Sâni-i Zülcelâlin vücûb-u vücudunu ve vahdetini ilân ettiklerini işitsen, hiç şüphen ve vesvesen ve gafletin kalabilir mi? Eğer kalsa, sana insan ve zîşuur denilebilir mi?
Ve o zînet dahi, rahmet ve ihsanı gösteren latîf kokular içindedir. Ve birbiri içinde bulunan şu mânidar keyfiyetler, öyle bir lisân-ı şehâdettir ki, hem Sâni-i Zülcemâlini esmâsıyla tarif eder, hem evsafıyla tavsif eder, hem cilve-i esmâsını tefsir eder, hem teveddüd ve taarrüfünü, yani sevdirilmesini ve tanıttırılmasını ifade eder.
İşte, birtek çiçekten böyle bir şehâdet işitsen; acaba zemin yüzündeki Rabbânî bağlarda umum çiçekleri dinleyebilsen, ne derece yüksek bir kuvvetle Sâni-i Zülcelâlin vücûb-u vücudunu ve vahdetini ilân ettiklerini işitsen, hiç şüphen ve vesvesen ve gafletin kalabilir mi? Eğer kalsa, sana insan ve zîşuur denilebilir mi?
Vakit Akşam
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın
üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor
gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.
Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O'nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti!
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.
Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O'nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti!
12 Nis 2016
Sanatlı Bir Eser Sanatkarı İcab Eder !
Sanatlı Bir Eser Sanatkarı İcab Eder !(Etrafımıza baktığımızda hiçbir eser ustası olmadan meydana geliyor mu? Gelmiyor!)
Bir köy muhtarsız olmaz.
Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz.
Bir köy muhtarsız olmaz.
Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz.
Allah'ın Rahmetinin Eserlerine Bir Bak !!!
Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl
diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye
kadirdir. Rûm suresi/50
Hâlâ ibret almaz mısınız?
Öyleyse (sizin için bu kadar ni'metleri yoktan) yaratan (Allah),
(aslâ)yaratamayan (putlarınız ve sâdece var olanı keşfeden insanlar)
gibi midir? Hâlâ ibret almaz mısınız?
NAHL SURESİ/17
NAHL SURESİ/17
Acele Ettim Kışta Geldim!!
Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda
geleceksiniz.
Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan هَنِيئًا لَكُمْ sadâsını işiteceksiniz.
Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan هَنِيئًا لَكُمْ sadâsını işiteceksiniz.
Kalpler ancak Allah'ı Anmakla huzur bulur
Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükunete erenlerdir.
Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
R'ad Suresi/28
R'ad Suresi/28
Bismillahirrahmanirrahim Duası
“Ey
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ım! “Bismillâhirrahmanirrahîm” hürmetine,
rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır
şekilde, bize “Bismillâhirrahmânirrahîm”in sırlarını anlamayı nasip eyle.” Âmin.
Sözler / On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı / 20
Namaz Hayasızlıktan Alıkoyar.
1. "Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."
Ankebût suresi, 45
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ
وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء
وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا
تَصْنَعُونَ
Âyet-i kerîmenin tamamının anlamı şöyledir:
"Sana
vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve
kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah
yaptıklarınızı bilir."
Âyette hayasızlık ve kötülük diye tercüme edilen
"fahşâ" ve "münker" kelimelerinin anlamı daha kapsamlıdır.
Fuhşiyat,
açıktan ve alenî işlenilen bütün çirkinlikleri, edepsizlikleri ve ahlâk
dışı davranışları ifade eden bir kelimedir.
Münker de, aklın ve şerîatın
beğenmediği bütün uygunsuz davranışları ve günahları ifade için
kullanılır. Öncelikle namaz içinde böyle şeyler yapılmaz, onun
gerektirdiği bütün edeplere uyularak namaz kılınır. Gerçekten şuurla ve
hakikatına erilerek, farkında olunarak, ne olduğu bilinerek kılınan bir
namaz, namaz dışında da insanı her türlü çirkinlikten, uygunsuz
davranıştan, edep dışı hareketlerden alıkoyar. Onun için Resûl-i Ekrem
Efendimiz: "Kim namaz kılar da o namaz kendisini hayasızlıktan ve
kötülükten alıkoymazsa, o namaz olsa olsa onun Allah'tan daha fazla
uzaklaşmasını sağlar" buyurmuştur (Münâvî, Feyzü'l-kadîr, VI, 221).
Kur'an'ın namazla ilgili birçok âyeti vardır. Nevevî'nin konuyla ilgili
olarak sadece bu âyetle yetinmesinin sebebi, onun kapsayıcılığından olsa
gerektir.
10 Nis 2016
Yolculuk var ey DOST... ALDANMA!
Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar,sevkiyat var. Lem’alar – 224
9 Nis 2016
YOLCUDUR İNSAN!!!
Misafir, yolunu düşünmeli. nasılki bu odadan çıkacağım, diğer bir gün de dünyadan çıkacağım.
26.lema
26.lema
Büyük Günahları İşlemek
Büyük günahları SERBEST İŞLEYİP istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan HİSSESİ OLMADIĞINA delildir.
EMİRDAĞ LAHİKASI
EMİRDAĞ LAHİKASI
Sadece benim mesleğim Haktır denilebilir mi?
“Sen, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur.”
8 Nis 2016
Sizin pederiniz bir defa Şeytana aldandı
Fakat sizin pederiniz bir defa Şeytana aldandı, Cennet gibi bir makamdan rû-yi zemine muvakkaten sukut etti. Sakın siz de terakkiyâtınızda Şeytana uyup hikmet-i İlâhiyenin semâvâtından tabiat dalâletine sukuta vasıta yapmayınız. Vakit be vakit başınızı kaldırıp Esmâ-i Hüsnâma dikkat ederek, o semâvâta uruc etmek için fünununuzu ve terakkiyâtınızı merdiven yapınız. Tâ fünun ve kemâlâtınızın menbaları ve hakikatleri olan esmâ-i Rabbâniyeme çıkasınız ve o esmânın dürbünüyle, kalbinizle Rabbinize bakasınız.
7 Nis 2016
Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa,...
Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir.
6 Nis 2016
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursi
Kendini başıboş zannetme!!!!
Kendini başıboş zannetme. Zîrâ, şu misafirhâne-i dünyada, nazar-ı
hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gâyesiz göremezsin; nasıl, sen
nizamsız, gâyesiz kalabilirsin?
Risale-i Nur / Sözler
Risale-i Nur / Sözler
Zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar
Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var; hem, pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, nâmusu vardır. Halbuki, kerem ise in'âm etmek ister, merhamet ise ihsansız olamaz, izzet ise gayret ister, haysiyet ve nâmus ise edebsizlerin tedibini ister. Halbuki, şu memlekette o merhamet, o nâmusa lâyık binden biri yapılmıyor; zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar.
Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.
Bediüzzaman Said Nursî
(Sözler - Onuncu Söz)
Receb-iŞerîf
Receb ayı "Eşhur-u hurum"dan olup ŞEHRULLAH yâni
Allah'ın ayıdır. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah'a çok
ilticâ etmelidir.
Recebin 1'inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2'nci günü
oruç tutanlara 2 senelik, 3'üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik
nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir.
Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.
Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk'a mahsus bir ay olduğu için
yalnız Zât-ı İlâhî'yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini çok okumalı;
tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri ihmal etmemelidir.
Bu ayda 2 kandil vardır:
- İlk Cuma gecesi Regaib Kandili,
- 27'nci gecesi Mi'rac Kandili.
1'inci gecesi bir Tesbih
Namazı veya Receb-i şerîfin ilk
onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rek'at namaz
kılınabilir. Bu namazda, her rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 3 "Kul yâ eyyühel-kâfirûn...", 3 İhlâs-ı şerîf okunur. Nitekim
ileride kılınış şekli anlatılacaktır.
Receb ayında her gün başında ve sonunda 7'şer Fâtiha-i
şerîfe okumak sûretiyle 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır.
Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i
Enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır.
13, 14 ve 15'inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine
getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur.
Receb Ayında Kılınacak Namaz
Receb'in
1'i ile 10'u arasında, 11'i ile 20'si arasında ve 21'i ile 30'u
arasında sadece birer defa olmak üzere kılınacak 10'ar rek'at Hacet Namazı vardır.
Hepsinin de kılınış şekli aynıdır. Bu namazlar, akşamdan
sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat Cuma ve Pazartesi
gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdâldir.
Bu namaz,
mü'min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek'at namazı kılanlar hidâyete
ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez.
Bu 30
rek'at namaz, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in berberi Selmân-ı Pâk
(r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.
Regâib Gecesi
Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi "Regâib gecesi"dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.
Regâib
gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek'at "Hacet Namazı" kılınır. 2
rek'atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden
sonra her rek'atte 3 "İnnâ enzelnâhü...",
12 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan
sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup
secdeye varılır.


"Allâhümme
bârik lenâ recebe ve şa'bân. Ve bellığnâ ramazân"
Regâib
gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında,
2 rek'atte bir selâm verilerek 4 rek'at teşekkür namazı kılınır. Her
rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü'l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 "Kul
eûzu birabbil-felak...", 5 "Kul eûzu birabbin-nâs..." okunur. Namazdan
sonra 25 defa:
5 Nis 2016
'BİSMİLLAH' Her Hayrın Başıdır.
Bismillahirrahmanirrahim
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَبِهِ نَسْـتَعِينُ - اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعٰالَمِينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ 1
Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle bir kaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.{İnsanın günlük hayatta ve sosyal ilişkilerinde en çok tıkanma yaşadığı nokta işte tam burasıdır. Yani kendi nefsini degil de başkalarının nefislerini kusurlu ve noksan görme hastalığı. Evet bu gerçekten ciddi bir hastalıktır ve insan bu hastalığının farkında olamadığı gibi bu hastalığını kendisine bildiren yakınlarının sözlerini de kabul etmez tam tersine reddeder, hatta işi bir adım daha ileriye götürüp kendisini uyaran kişilere teşekkür etmek yerine onları kendi alemine birer düşman olarak telakki eder. Rabbim bizleri hatasını görmeyen veya göremeyen kullarından eylemesin. olayın bir başka boyutu ise Üstad nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum dediği halde bizler tam tersine başka nefislere nasihat çekmekten hoşlanırız. Çünkü nefis öyle sinsi bir düşmandır ki; Karşısındaki nefse nasihat ettirmekle kendisini hatadan yoksun,hatasız,kusursuz telakki ettirir. Bu durumda Peygamber s.a.v efendimizin Hadis-i Şerifinde buyurduğu "Küçük cihaddan çıktık büyük cihada gidiyoruz " uyarısının ne kadar önemli ve ne kadar dikkate şayan bir ikaz olduğu tam manasıyla anlaşılmaktadır. Çünkü düşman ordusu ile yapılan bir cihadda durum gayet açık ve net bellidir. Karşınızda bir düşman vardır ve onunla mücadele edip onu yenmeniz gerekmektedir. Ama nefis ile yapılan cihad öyle mi? Nefis bir düşman cisminde karşımızda dikiliyor mu her zaman? Onun çok sinsi oyunları var bize karşı kullandığı, o yüzden zaten çoğu zaman benliğimizin içinde kolaylıkla saklanma imkanı buluyor kendisine! Günümüzde camilerde verilen vaazların cemaate tesir edememesinin altında yatan en büyük sebep vaizin kendi nefsine değil de karşısındaki insanların nefsine hitaben konuşmalar yapmasıdır. Nefis her zaman ki uyanıklığı ve hainliği ile o vaazı tesirsiz kılabilmek için dinleyen kişinin etrafına bir savunma duvarı örmekte ve gelen etkili sözlerin direncini kırıp etkisiz hale getirmektedir. İşte tüm bu sebeblerden dolayı Üstadın ben kendi nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görürüm sözü çok önemlidir ve öylesine seçilmiş bir söz değildir.} Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.
Birinci Söz
Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. Mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıut-tarîke rast gelse, der: Ben filân reisin ismiyle gezerim. Şakî def olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın. Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile Bismillâh der. Öyle mi?
Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç Bismillâh der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Herbir bostan Bismillâh der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillâh der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları Bismillâh der, sert taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahmân namına der; herşey ona musahhar olur.
Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi 2 فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şak eder.
Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı 3 يَا نَارُ كُونِى بَرْداً وَسَلاَماً âyetini okuyorlar. Madem her şey mânen “Bismillâh” der; Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
SUAL: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?
ELCEVAP: Evet, o Mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür. Ortada, bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir. Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.
1 : Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla başlar ve ancak Ondan yardım dileriz. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, medih ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur. Efendimiz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile âline ve ashâbına ise salât ve selâm olsun.
2 : “(Bir zaman da Mûsâ, kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı.) ‘Vur asânı taşa’ buyurduk.” Bakara Sûresi, 2:60.
3 : “(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) ‘Ey ateş, serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69.
Bediüzzaman Said Nursi
(Sözler | Birinci Söz)
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَبِهِ نَسْـتَعِينُ - اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعٰالَمِينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ 1
Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle bir kaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.{İnsanın günlük hayatta ve sosyal ilişkilerinde en çok tıkanma yaşadığı nokta işte tam burasıdır. Yani kendi nefsini degil de başkalarının nefislerini kusurlu ve noksan görme hastalığı. Evet bu gerçekten ciddi bir hastalıktır ve insan bu hastalığının farkında olamadığı gibi bu hastalığını kendisine bildiren yakınlarının sözlerini de kabul etmez tam tersine reddeder, hatta işi bir adım daha ileriye götürüp kendisini uyaran kişilere teşekkür etmek yerine onları kendi alemine birer düşman olarak telakki eder. Rabbim bizleri hatasını görmeyen veya göremeyen kullarından eylemesin. olayın bir başka boyutu ise Üstad nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum dediği halde bizler tam tersine başka nefislere nasihat çekmekten hoşlanırız. Çünkü nefis öyle sinsi bir düşmandır ki; Karşısındaki nefse nasihat ettirmekle kendisini hatadan yoksun,hatasız,kusursuz telakki ettirir. Bu durumda Peygamber s.a.v efendimizin Hadis-i Şerifinde buyurduğu "Küçük cihaddan çıktık büyük cihada gidiyoruz " uyarısının ne kadar önemli ve ne kadar dikkate şayan bir ikaz olduğu tam manasıyla anlaşılmaktadır. Çünkü düşman ordusu ile yapılan bir cihadda durum gayet açık ve net bellidir. Karşınızda bir düşman vardır ve onunla mücadele edip onu yenmeniz gerekmektedir. Ama nefis ile yapılan cihad öyle mi? Nefis bir düşman cisminde karşımızda dikiliyor mu her zaman? Onun çok sinsi oyunları var bize karşı kullandığı, o yüzden zaten çoğu zaman benliğimizin içinde kolaylıkla saklanma imkanı buluyor kendisine! Günümüzde camilerde verilen vaazların cemaate tesir edememesinin altında yatan en büyük sebep vaizin kendi nefsine değil de karşısındaki insanların nefsine hitaben konuşmalar yapmasıdır. Nefis her zaman ki uyanıklığı ve hainliği ile o vaazı tesirsiz kılabilmek için dinleyen kişinin etrafına bir savunma duvarı örmekte ve gelen etkili sözlerin direncini kırıp etkisiz hale getirmektedir. İşte tüm bu sebeblerden dolayı Üstadın ben kendi nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görürüm sözü çok önemlidir ve öylesine seçilmiş bir söz değildir.} Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.
Birinci Söz
Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. Mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıut-tarîke rast gelse, der: Ben filân reisin ismiyle gezerim. Şakî def olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın. Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile Bismillâh der. Öyle mi?
Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç Bismillâh der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Herbir bostan Bismillâh der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillâh der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları Bismillâh der, sert taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahmân namına der; herşey ona musahhar olur.
Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi 2 فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şak eder.
Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı 3 يَا نَارُ كُونِى بَرْداً وَسَلاَماً âyetini okuyorlar. Madem her şey mânen “Bismillâh” der; Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
SUAL: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?
ELCEVAP: Evet, o Mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür. Ortada, bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir. Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.
1 : Rahmân ve Rahîm olan Allahın adıyla başlar ve ancak Ondan yardım dileriz. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, medih ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur. Efendimiz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile âline ve ashâbına ise salât ve selâm olsun.
2 : “(Bir zaman da Mûsâ, kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı.) ‘Vur asânı taşa’ buyurduk.” Bakara Sûresi, 2:60.
3 : “(Biz ateşe şöyle ferman ettik:) ‘Ey ateş, serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69.
Bediüzzaman Said Nursi
(Sözler | Birinci Söz)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























